
Sorun metnin kalitesinde değil, hazırlanma biçiminde. Danışmanın yazdığı, ailenin yalnızca onayladığı bir anayasa ilk krizde işlemez.
Aile şirketleriyle yaptığımız ilk görüşmelerde sıkça karşılaştığımız bir durum var: şirketin bir aile anayasası var, ancak kimse içeriğini hatırlamıyor. Belge birkaç yıl önce hazırlanmış, imzalanmış ve o günden beri açılmamış. Bu durumun nedeni genellikle metnin kötü yazılmış olması değildir.
Anayasa bir ürün değil, bir süreçtir
Aile anayasasının değeri, içindeki maddelerden çok, o maddelere varılırken yapılan tartışmadadır. Aile üyeleri "kâr dağıtım oranı ne olmalı" sorusunu kendi aralarında haftalarca tartışmamışsa, sonuçta yazılan oran kimseyi bağlamaz. Danışmanın hazır şablonu doldurup imzaya sunduğu projeler bu yüzden başarısız olur.
En zor üç başlık
İşe giriş kriterleri. Aile üyelerinin şirkette çalışabilmesi için hangi şartların aranacağı, en çok direnç gören maddedir. Dışarıda en az üç yıl çalışma şartı gibi kurallar ilk anda sert görünür; ancak uzun vadede hem şirketi hem aileyi korur.
Ücret politikası. Aile üyelerine piyasa koşullarının üzerinde ödeme yapılması, hem profesyonel kadroda hem ailede huzursuzluk yaratır. Ücretin pozisyona göre belirlenmesi, ortaklık gelirinin ise kâr payıyla sağlanması ilkesi genellikle en sağlıklı çözümdür.
Hisse devri. Hisselerin aile dışına çıkmasını engelleyen önalım hakkı ve devirde uygulanacak değerleme yöntemi yazılı olmadığında, en küçük anlaşmazlık dahi ortaklığı kilitleyebilir.
İşleyen bir anayasanın üç işareti
- Aile meclisi düzenli olarak toplanıyor ve toplantılar tutanağa geçiyor.
- Metin en az iki yılda bir gözden geçiriliyor, gerektiğinde değiştiriliyor.
- En az bir somut olayda, karar anayasaya bakılarak alınmış oluyor.
Bu üç işaretten hiçbiri yoksa, elinizdeki belge bir anayasa değil, bir niyet beyanıdır. İyi haber şu: süreç, mevcut metin üzerinden yeniden başlatılabilir ve genellikle sıfırdan yazmaktan daha kısa sürer.
